20 Haziran 2012 Çarşamba

TABİATLA SABAH ÇAYI...

      Yazın gelmesi, günün erken ağarmasından mıdır nedir, bu sabah çok erken uyandım. Kahvaltı hazırlamak için bile çok erken bir saatti. Madem öyle ben de bu sabah uyanan tabiatla takılayım dedim :) Önce terasta bulunan begonyalarıma günaydın diyerek su verdim. Daha sonra kendime güzel bir çay demleyip terasta koltuğa kuruldum.
Bizim evimiz İstanbul'da olmasına rağmen, dört bir yanı yeşillikler arasında yer alır. Hem şehir hem doğa hayatını iç içe yaşadığımız için kendimi şanslı hissetmişimdir hep. Genelde sebzelerimizi evimizin önünde kendi yetiştirdiğimiz bahçemizden toplarız. 
 Ben bunları size yazarken güneşte yavaş yavaş gökyüzünün en tepesine ulaşmıştı. Önümde uzanan yemyeşil bir örtü, toprak ve ot kokusu, haziran papatyalarının hafif sabah esintisiyle ağırdan ağırdan yaprak dansı...... Bu görselliğin yanında, fonda müzik olarak kuş cıvıltısı ve yaprak hışırtısı.....


Orhan Veli'nin o çok sevdiğim,meşhur şiirinde dediği gibi ; İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı... Bir yandan çayımı yudumlarken kapadım gözlerimi. Tabiatın uyanış sesini dinlemeye başladım .Bu dinleyiş ruhuma iyi geliyordu. Sessizliğin sesini dinlemek gibi bir şey. Tabiatın sesini dinlerken,beynim dertten kederden arınıyor, boşalıyor sanki..
 Doğanın güzelliğine dalmışken çayımı soğutmuşum. Güneş tam tepede,gün iyice uyandı uykusundan. Bu keyifli dakikalardan ayrılmak istemezdim. Ama, kahvaltıya gelecek misafirlerim için sofrayı  hazırlamam gerek:))
Sevgiyle, yeşilliklerle, çiçeklerle kalın :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder